Anasayfa \ Köşe Yazıları

Dost Dost Diye…

“Dost dost diye nicesine sarıldım. Beyhude dolandım boşa yoruldum. Benim sâdık yârim kara topraktır.” Diyen Âşık Veysel gerçekten toprağı o kadar seviyor mu yoksa insanlara siteminden mi söyledi bilinmez. Ama insanın dost arayışı ya da ihtiyacı birçok edebi esere konu olup ilham vermeye devam ediyor.


Son zamanlarda ise aşk, dostluk gibi çok önemli kavramların içinin boşlatılması hepimizin derdi. Bu kelimeler cümle içinde bile asla rast gele kullanılmaması gerekirken hayatın içinde kuralsız, kolaycı ve yavan örneklerle yaşanıp soluyor.

Tüm bunların günahı da tasavvuf kültürüne atılıp geçiliyor. Sanki çok biliyoruz ya da çok özümsemişiz yaşam tarzımız olmuş gibi. Mevlana’dan üç beş dize, yazarın bir yerlerden kopyası iki üç roman, bir vav kolyesi ya da yüzük ile tasavvuftaki aşk ve dostluğu ne anlayabilir ne de yaşayabiliriz.

Tasavvuf, şeriat kurallarını daha zarif daha ince daha içkin daha özenli yaşamanın yollarındadır. Asla kuralsız değildir hatta daha ağır şartları vardır. Şöyle söylesek yanlış olmaz sanıyorum: Allah’a iman ettim demek büyük bir iddiadır ve sizi en azından Allah’ın en temel emir ve yasakları ile bağlar. Ve tüm hayatınızla ispatı gerekir. Allah’a aşığım demek ise daha büyük bir iddiadır. Hem emir ve yasaklarla hem de âşıklığın gerektirdiği tamamen adanmışlıkla bağlar. Söz sadece bir iddiadır yaşamla ispat edilmezse hiçbir anlam ifade etmez.

 


 

Dostluklar da rast gele kurulup yürütülemez. Mesela Şeyh Sadi “Kebuter bâ-kebuter bâz bâ-bâz" Der. Yani güvercin güvercinle dost olmalı, şahin de şahinle. Şahinle dost olmaya kalkan güvercinin vay haline!

Mevlana ise ahmakla ve cahillerle dostluk konusunda çok dikkatli olmayı salık verir. Gerçekten sizi sevseler bile bu sevgiyi nasıl kullanacaklarını akıl edemediklerinden düşmandan daha tehlikeli olabilirler. Belki çocuğumuzun aldandığı konulardan bir budur. Çünkü o beni seviyor asla zarar vermez diye düşünürüz.

Bunu anlatmak için Mesnevide ünlü bir şark hikâyesini tekrar yorumlayan Mevlana şöyle anlatıyor:

Bir boğa yılanı bir ayıyı yakalamıştı. Yiğidin biri giderken ayının bağırmasını duydu. Âlemde düşkünlere yardımcı erler vardır. Onlar, mazlumlar feryat ettiler mi derhal yetişirler. Mazlum seslerini her yerden işitirler, Hak rahmeti gibi oraya koşarlar. Ayı, ejderhadan feryat edince, o er ayıyı onun pençesinden kurtardı. Ayı ejderhadan kurtulup o babayiğit erden o keremi görünce, Eshab-ı Kehf’in köpeği gibi onun peşine takıldı. O hastalanıp yastığa baş koyunca da ayı ona bağlanmış, gönül vermiş olduğundan bırakmadı, başında beklemeye başladı. 

Biri oradan geçerken “Halin nasıl? Kardeş, ayıyla ne işin var?” dedi. Er ejderha hikâyesini nakletti. O adam, “Ayıya güvenme ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir. ” dedi. Er dedi ki; “Vallahi bunu hasedinden söyledin, yoksa sen ayıya ne bakıyorsun, sevgisini gör!” 

Aralarındaki tartışma ne kadar uzasa da bilge adam genci ikna edemez. Mevlana’nın anlatımı ile O yiğit ayının elini tuttu, bilgenin elini bıraktı. Adam da “Senin aklın başında değil, gidiyorum” dedi oradan ayrıldı.

Sonra o yiğit uyudu, yüzüne sinekler konuyordu ayı sinek kovalamaktaydı. Sinek, kovulunca kalktı, fakat inadına gene kalktığı yere gelip kondu. Ayı o gencin yüzünden kaç kere sineği kovdu. Fakat sinek gene derhal kalktığı yere gelip konmaktaydı. Ayı sineğe kızıp gitti dağdan kocaman bir taş yakalayıp getirdi. Sineğin gene uyuyan adamın suratına konmuş olduğunu görünce, o koca değirmen taşını alıp sineği ezmek için adamın suratına fırlattı.

Taş uyuyan adamın suratını paramparça etti. Aptalın sevgisi şüphesiz ayının sevgisi gibidir. 
Kini sevgidir, sevgisi kin…

Diye devam eden öğütleri Mesnevinin ikinci cildinde daha ayrıntılı olarak bulabilirsiniz. Benim demek istediğim ise: Dost, dost diye sarıldıklarımızdan şikâyetçi olmadan önce kendi seçimlerimize dikkat edelim. Ne hikâyedeki adamın durumuna düşelim ne de körü körüne sevgimizle o ayı gibi dostlarımıza zarar verelim. Gerçek Dosta ulaşıncaya kadar…

Fatma Şeref POLAT


Paylaş

Untitled Document